14 Nisan 2010 Çarşamba

Bayram Namazında Ayak Uyuşması

     Küçüğüm, dedemle birlikte bayram namazına gidilecek. Gayet mutluyum bi gece öncesinden... Erken kalkılacak falan, atraksiyon olacak... Monotonluk bitecek... Bu da bi enerji yaratmış bende, hevesle yattım ki bi an önce sabah olsun. 


     Tahmin edebileceğiniz gibi sabah oldu tabii... Biz de hazırlıklarımızı yaparak Güzelyalı Hakim Efendi Camii'ne doğru yola çıktık. Bilen bilir, Selma Yiğitalp Lisesi'nin hemen karşısında, Müdafaa-i Hukuk İlköğretim Okulu'nun da yanında  bulunur bu cami ve arkasında bir yamaç vardır. Yamaç dediysem, dağ yok tabii ortada ama, zamanında cami bir tepeye inşa edilirken, tepenin cami yapılmayan bölümü aynen kalmış. Yeşillik bi yer. Normalde orada namaz kılınmıyor ama bayramlarda her taraf dolduğu için orada da, hatta caddede bile kılınıyor.
     Bizim de kısmetimize bu yeşillik düştü.


     Tabii baya bir erken gitmiştik. Oturduk dedemle seccadelerimize, imam anlatıyor, biz dinliyoruz, bu arada yeni yeni insanlar geliyor. Derken o yeşillik alan doldu, insanlar cami sokağı denilen 56 sokağa seccade yaymaya başladı...
     Bu arada vaaz da uzadıkça uzadı... Biz böyle ayaklarımız altımıza kıvrık oturduk dinliyoruz ama yokuş bir yerde duruyoruz tabi... Bi boşluğunuza gelse, sağ taraftan yuvarlana yuvarlana caddeye kadar düşmek mümkün, öyle yokuş... Yokuş olması bi yana, zemin de düzgün olmayınca ayaklarım epeyce acımıştı önceleri ama sonradan acı duymaz oldum.


     Acı duymayışımın sebebi hocanın konuşmasının güzelliği ya da ayaklarımın o pozisyonuna alışmam değilmiş meğer. Ayaklarım uyuşmuş.


     Derken namaza başlanacak, herkes ayaklandı, "Tekbiiiir" dendi ki, bununla birlikte eller kulaklara kalkıp namaz başlıyor ama ben bambaşka bir alemdeyim o sırada. Ayaklarım, popomun altında ne şekilde duruyorsa, ayağa kalktığımda da öyle duruyorlar. Ayaklarımın dış taraflarıyla basabiliyorum sadece, kazık gibi olmuşlar ve düzeltemiyorum. O da bişey değil, bastığımı da hissetmiyorum, tamamen hissizleşmişler. Hissetmeyince de ayakta durmak, hele öyle bi yokuşta, kazık gibi olmuş ayak bilekleriyle... İmkansız...


     Millet Tekbiir diye ayaklandı, ben de kalkmaya davrandım ama anında yuvarlanmaya başladım yokuş aşağı... Tuttular beni kaldırdılar, seccademe kadar getirdiler... Getirenler bi bırakıyor, hoop ben gene başlıyorum yuvarlanmaya...


     Ayaklarımın dışına basıyorum ve öldürsen tabanlarımı yere getiremiyorum olmuyor. En sonunda 2-3 kişi kolumu tutarken baktım sağlamca basıyorum, dedim "Tamam bırakın." Bıraktılar. Bu defa da direk gibi yüzüstü yıkılıverdim...


     Millet ilk rekatı bitirdi, benim etrafımda bambaşka bi kumpanya var. Dikiyorlar devriliyorum. Rezillik...
     Hacı kalkmaz olduk resmen...