7 Aralık 2009 Pazartesi

İşe geç kaldım

     Bir vakitler, bir süredir iş aramaktaydım. Derken -tam anımsamıyorum herhalde gazete ilanındandır- söz konusu işi buldum başvurumu yaptım, "pazartesi gel" yanıtını aldım, şevkle işime gideceğim...
     O dönem İzmir'de Güzelyalı'da oturuyoruz. İş Bostanlı'da. Üçkuyular feribot iskelesinden feribota binilecek, inince 5 dakika yürüme mesafesinde iş yeri. 
     "İşin ilk günü, feribot iskelesine yürüyerek riske atmayayım, iskeleye otobüsle gideyim garanti olsun" diyerekten, çıktım Güzelyalı sahile, durakta otobüs beklemekteyim. Otobüs bir türlü gelmese de ısrarlı tavrımdan asla taviz vermiyorum. Bu arada iskele görüş mesafesinde, yürüyerek 10 dakikada hiç olmadı 15 dakikada gidebilirim ama yok, gitmiyorum. İlle binilecek o otobüse... 
     Fakat herhangi bir otobüsün gelmişliği namevcut. Pek çok otobüs gelmekte, ancak hiç biri iskeleye uğramamakta. Derken feribot saatine çok az kaldı, ben de yürümeye karar verdim... Bir postacı performansıyla hızla iskeleye yol aldım, iskelenin geniş alanına adımımı attım ki, "ZOBAAAAAARK" diye öttürdü kaptan düdüğü... Ben kalakaldım.


     Nasıl da hızlı gelmişim, ayaklarım kopmuş... Dedim "çok yorgunum, beni bekleme kaptan".
     Kaptan efendi adammış, duydu sanki beni, hiç beklemedi. Bastı gitti. İşin ilk gününde, iş yerimle aramızda İzmir Körfezi, sonraki feribota 40 dakika var, beklemem olası değil ama başka bir yol da yok. "Ne yapsam, ne yapsam" derken, baktım iskeleye yanaşmış bir vapur var. Feribot değil de normal Karşıyaka - Konak vapuru tipinde bi vapur. Bu iskeleden sadece feribot işliyor normalde ama ben gayet Polyanna "vay canına, belediye normal vapur seferi de koymuş, aslanım belediye" diye koşarak söz konusu vapura atlayıverdim. Girdim içeri, insanlar da var bi sürü. Beğendim bi koltuk oturdum...
     Etrafıma bakınmamak, genelde ayaklarıma bakmak eğilimindeyim. Zaten hızlı yürümekten ayaklarım zonkluyor, stresten ciğerler ayrı körük... Bir kaç dakika sonra sakinleştim. Bakışlarımı ayaklarımdan kaldırıp -bir yandan da "ne zaman kalkacak bu vapur" stresindeyim- karşımda oturan yolcuya bi baktım... A, karşımdaki down sendromlu bir çocuk. Onun yanında biri var, o da down sendromlu...




     Yan koltuklara baktım, orada da bir sürü down sendromlu çocuk var. Bilincim bir film kamerası gibi, tüm vapuru alacak şekilde geniş plan vapura bir baktı ki, tüm vapur onlarla dolu. Bir down sendromsuz benim... Hepsi de, ben çok sevilen bir türkücüymüşüm, onların yanına gelmişim gibi benim gelişimden mutlu, gülümser gülümser bana bakmaktalar...


     Derken down sendromsuz bir adam daha girdi içeri. Söz konusu kitle içinde ben ilgi çekici kalmış olmalıyım, direkt bana yöneldi bakışları. Ben de ona bakıyorum. İki down sendromsuz bir süre bakıştık... Down sendromlular bu olayı da gülümseyerek karşıladılar. Çıt yok... Öyle bakılıyor...
     "Buyrun?" dedi adam bana sonunda. Ben zaten buyurmuşum. Neye buyuracağım... Sonradan ortaya çıktı ki, bu down sendromlular için ayarlanmış bir gezide kullanılacak bir vapurmuş. Yani sadece engelliler için. Ben de sözümona "engelsiz" olarak, mal gibi binmişim vapura, "haydi beni işe götürün" diye bekliyorum.
     Ben gerçeği anlayıp, süklüm püklüm inerken, down'lılar hala bana gülüyorlardı... "Yazık ya" falan mı diyorlar ne diyorlar bilemiyorum...
     Hayır işte soracaklar neden geç kaldın diye, ne diyeceğim. "Vapura yetiştim patron bey, down sendromsuzum diye almadılar" mı diyeceğim...


...Bir keresinde işin ilk gününde geç kaldım...