18 Mart 2010 Perşembe

Bir keresinde biraz vuruldum

          Serin denilebilecek bir öğleden sonra, Urla'da, tarlalar arasında bulunan evin bahçesine çıkıp, badem ağaçlarının gölgesinde kahvemi içmek, etrafta koşuşturan (ve daha sonra bana saldıracak olan) köpeğimi izlemek, doğanın tadını çıkarmak üzere bir sandalye çekip oturdum.
          Derken az sonra bir silah sesi duyuldu. Bir an anlam veremesem de az sonra anladım, bu ıssız yerde tüfekle kuş avlamak gayet mümkündü. Bahçeyi çevreleyen asma nedeniyle dışarıyı göremesem de "yakınlarda birileri kuş avlıyor herhalde" diye düşündüm...
          Kısa bir süre sonra bir daha silah patladı. Bu kez daha yakından... Ya sabır diyerek koca bir yudum daha aldım kahveden. Ne sessizliğin güzelliği kaldı ne de otların arasındaki böcek sesleri. Daha yakınmaya fırsat bulamadım ki; bir kez daha "GÜMM"..
          Fakat bu kez daha da yakından geldi ses ve silahın patlamasından 3-5 saniye sonra etrafta, kurumuş otların içinde "pıtır pıtır" bişeyler oldu.
          "A--aa, bu ne ola ki?" diyemeden "GÜMM" diye bir kez daha patladı tüfek bu kez de "pıtır" sesler gelecek mi derken, kısa zamanda cevabı aldım. Pıtırlar gelmeye başladı, ama aynı anda kafama ve omzuma da pıtır sesi yapan şeyler düşmeye başladı.

          Az önce patlayan tüfeğin saçmalarıydı tabii bunlar. Bi şekilde, dolaylı da olsa vurulmuş sayılırdım artık. Saçmalar bana isabet etmişti. İvmesini kaybetmeden önce ya da sonra... Bu konuda polemiğe girmek istemiyorum.
          Bir "gazi" vakarıyla kalktım ve eve girdim... Dedim "ben vuruldum"...


          Bir keresinde biraz vuruldum...